Wednesday, April 14, 2010

Bırakın Hasan Keyf'ine Baksın.




Sarp dağların arasından kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz tıpkı Dicle gibi... Baharın bereketi rengarenk çiçekler her yeri kaplamış. Dicle'nin kenarlarından su içen yabani atlar bir rüya sanki. Tarihi kentten önce bizi hala zirvelerinde karları erimemiş Raman Dağı karşılıyor. Nihayet binlerce yıla inat, ayakta duran antik kent tarihi mirasımız 'Hasankeyf'i Koruyalım' afişiyle karşılıyor bizi.
Tıpkı bir zaman tünelindeymişiz gibi başlıyor Hasankeyf'in dar sokaklarına olan yolculuğumuz. Her gelen ziyaretçi gibi soluğu direkt Hasankeyf Kalesi'nde alıyoruz. Kısa şehir turu Hasankeyfli rehber çocukların eşliğinde gerçekleşiyor. Çocuklar, aralıksız anlatıyor. İşte onlardan biri: "Kaledeki eski şehire yerleşenler camlarını maviye boyuyormuş. Çünkü o zamanlar kentte çok fazla akrep varmış. Akrepler renk körü olduğundan maviyi kırmızı zannediyor. Kırmızı da ateşin simgesi..." Hikayeler, efsaneler anlat anlat bitmiyor...
Hasankeyf 1. derece tarihi sit alanı. Yarım asırdır devam eden ve artık bir yılan hikayesine dönen Ilısu Barajı, Hasankeyf'in de Hasankeyflinin de belini bükmüş durumda. Baraj yapılacak diye antik kente hiç bir yatırım yapılmıyor. Evler yenilenemiyor, restorasyon yapılmıyor. Hasankeyf'te konaklamak isteyenler için küçük de olsa bir otel var ancak genelikle insanlar kente 30 dakika mesafedeki Batman'da kalmayı tercih ediyor.
Artuklu, Eyyübi, Akkoyunlu, Osmanlı dönemlerinden eserler yer alıyor kentin dört bir yanında. Kimi bakımsızlıktan yok olmuş, kimiyse yok olmak üzere. Bu yıl ilk kez Kültür Bakanlığı'nın projesiyle bazı eserler onarılmaya başlanmış. Eserlerin sular altında kalıp kalmayacağı hala netlik kazanmasa da, mirasın en azından şimdilik onarılması olumlu bir gelişme.
Hasankeyf Kalesi'nden eşsiz manzarayı seyrederken Dicle'nin kuzeyindeki Zeynel Abidin Türbesi'nin etrafındaki iskele dikkatimizi çekti. Soluğu türbeinn yanında aldık. Kültür Bakanlığı'nın ihalesinin kazanan restorasyon faaliyetlerini yürüten şirket yoğun bir çalışma içinde. Şirket yetkilileri konuşmuyor ama ustalardan biri şu yorumu yapıyor: "Buraya Batman'dan çalışmaya geldim. Bu eseri tamir ediyoruz. 'Yap' dediler, yapıyoruz. Hasankeyf sular altında kalacakmış. Neden yapıyoruz bunu pek de anlamıyorum." Zeynel Bey Türbesi'nde çalışan başka bir işçi de, Hasankeyf'in sular altında kalması istemediğini söylüyor. Çalışmaları sürdüren bir uzmansa, Hasankeyf'in sular altında kalsa da kalmasa da bu eserlerin her an yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve güçlendirme çalışmasının yapılmasının çok doğru bir adım olduğunu belirtiyor.
Köyün delisi de baraja 'hayır' dedi
Çarşıda, sokakta gördüğümüz insanlara, çocuklara, hatta akli dengesi yerinde olmayan Hüseyin'e dahi Hasankeyf'in sular altında kalıp kalmamasını soruyorum. Feyzullah Şeker'in, Dicle'nin kuzey kenarında büyük bahçeli bir evi var. Feyzullah Şeker, hayvanları için küçük bir kulube bile yapamadığından, Ilısu Barajı söylentilerinin hayatlarını çekilmez bir hale getirdiğinden dert yanıyor: "Yeni Hasankeyf'e çok katlı evler yapacaklarmış. Bana sordular 'ister misin' diye. 'Ben öyle evi ne yapayım' dedim. Buradan gitmeyi istemiyorum. Bahçedeki bu ağaçlar suya gömülecek, (evinin hemen yanındaki hamamı ve Zeynel Bey Türbesi'ni gösterek) bu eserler yok olacak. Devlet isterse kellemizi keser ama bunlara yazık değil mi?"diyor. Hasankeyf'te 'köyün delisi diye bilinen' akli dengesi yerinde olmayan Hüseyin bile barajla ilgili soruyu ciddiye almıyor.
Güneş yavaş yavaş Raman dağının arkasından batarken, Hasankeyf altın rengine bulanıyor. Gökyüzünde ona eşlik eden gökkuşağı ona şans diler gibi. Ne Haçlı seferleri, ne Moğolların saldırıları, ne de Timur'un ANadolu'yu Hasankeyf'i yok edemezken, bugün yalnızlık mı, baraj sular sularının altında kalacağını bilmenin acısı mı bir keyifsizliği var Hasankeyf'in diye düşünüyorum.