Monday, March 15, 2010

Bağdat Harap Olduktan Sonra...
























































Iraklılar demokrasi ve istikrar adına 2. Genel seçimlerinde sandık başına giderken başkent Bağdat başta olmak üzere her evden farklı bir feryat yükseliyor. Bağdat şehrinin düşmesinin ardından yaşanan sessizlik son yedi yılda yerini bombalı saldırılara bırakmış durumda. Anneler ve babalar çocuklarını, ağabeyler, ablalar kardeşlerini gözü yaşlı toprağa verirken, hayatta kalanlar savaşın acı izlerini bedenlerinde taşıyor. Seçim istikrar umudu verir mi bilinmez ama biz Irak sokaklarında dolaşıp evlerden yükselen çığlıklara kulak verdik. Yakınları ölenlerin umudu yok, ama kaybolanlar küçükte olsa bir umut taşıyor yüreklerinde…
Ahmet Ali Nasr, memur olarak çalıştığı Adalet Bakanlığı’nda 25 Ekim 2009 da düzenlenen bombalı saldırıda ağır yaralananlardan biri. Olay günü yaşadıklarını anlatırken elleri titriyor. “ Binanın üçüncü katında postaları dağıtıyordum. Şiddetli bir basıncın ardından heryer kapkaranlık oldu. Tavan üzerime düştü. 10-15 dakika sonra kendimden geçtim. Gözümü açtığımda baktım masa üzerimdeydi. Binanın tavanı da yere inmişti. Masayı itmeye çalışırken elektrik çarptı. Sonra tekrar kendimden geçtim. Tepeden tırnağa kan içinde kalmıştım. Fark etmiyordum çünkü şoktaydım. Hastaneye kaldırıldığımda ağır yaralı durumdaymışım. 22 gün yoğun bakımda kaldım.” diyor. Patlama sırasında parmakları da kopan Nasr’ın yaralı yüzü Kuveyt’te ameliyat edilmiş, patlamada çıkan gözünün yerine de takma göz takılmış, “Patlamanın vücudumda bıraktığı izler hala kapanmadı ama şimdiye kadar kimse halimizi sormadı” diyen Nasr, 3 çocuğunu okutabilmek için hayat mücadelesi veriyor.
Aynı bombalı saldırıda bacağından ve vücudunun çeşitli yerlerinden ağır yaralanan Abdülemir Muhammed (60) olay gününde resmi bir işlem için Adalet bakanlığına gitmiş. “ Şiddetli bir patlama oldu kıyamet gibiydi kendime gediğimde beton bloğun bacağımın üzerinde olduğunu gördüm” diyerek anlatıyor patlama anını. 4 ameliyat geçirmesine rağmen hala ayağa kalkmakta güçlük çeken Muhammed “ Demokrasi adına ülkeme gelenler bize şiddetten ve kandan başka bir şey getirmediler. Eskiden evden çıkınca evimize geri dönüp dönmeyeceğimizi düşünmüyorduk. Şimdi sokağa adımımızı atarken bu kaygıları yaşıyoruz. Sahip olduğumuz bir tek güvenliğimiz vardı. Amerika bunu da elimizden aldı.” diye ekliyor.
“Bağdat şehri bombalı saldırılarla yaşanması güç hal alırken, Bağdatlılar ve bölgeye gelen yabancılar kaçırılma korkusu da yaşıyor.”
“Akşam saat 22.30 du. Elleri silahlı kişiler evimizin kapısını zorlayarak içeri girdiler. Kocamı alıp götürdüler. 2 senedir kocam Ahmed Mahmud’ dan haber alamıyoruz. Hastanelere, hapishanelere, karakollara baktım. Ama bir sonuç alamadım. Kendisi Saddam döneminde bir üsteğmendi. Etrafındaki insanlarla iyi geçinen birisiydi.” Bu sözler eşi kayıplara karışan gözü yaşlı Nur Abdülemir’ in ağzından dökülüyor. Eşinden kendisine yadigar kalan 4 yaşındaki çocuğu ile yaşam mücadelesi veren Abdülemir aynı zamanda Bağdat üniversitesi hukuk fakültesinde 3. Sınıfta eğitim görüyor. Bağdat’ın geleceğinden umutlu musun ? diye sorduğumuzda biraz zorlamayla umutluyum diyor ama “Asıl umudum eşimin evimize geri dönmesi” diye eklemeden geçmiyor.
‘Her şeye rağmen çocuğum için umutluyum’
Bağdat’ın eski yerleşim yerlerinden Griad mahallesinin dar sokaklarından ilerliyoruz. Yaşanan fakirlik sokaklara yansımış durumda. Kanalizasyon sisteminin olmadığı sokaklarda ilerlerken tercümanlığımı yapan Aydın amca “Kürşat Bey burası petrol ülkesi Irak’ın Bağdat şehri” diyor. Cumbalı eski Bağdat evlerinden birisinin kapısından giriyoruz. İçeridekiler bizi buyur ediyor . Kapıda bizi karşılayan Gusin Sabah Abbas ‘ın kocası Hasan Fellah Hasan Amerikalılar ile milisler arasında Amerikan askerlerinin kurşunların hedef olmuş. “ Eşim dayımı göndermek için evden ayrılmıştı. Arabası ile ilerlerken milisler ile Amerikan askerlerinin arasında kalmış. Amerikalılar da arabamıza ateş açmışlar. Kocam Hasan olay yerinde hayatını kaybetti. “ diyor. Eşi öldürüldüğünde 1 aylık hamile olan Gusin oğlunun ismini eşinin anısını yaşatmak için Hasan koymuş. Şimdi ise babası ile kalmak zorunda. Çünkü hayatta kalabilmesi için ne çalışabileceği bir işi ne de Amerikan yönetimi tarafından ödenmiş bir tazminatı var. “Her şeye rağmen çocuğum için umutlu olmaya çalışıyorum” diyen Gusin hayatın acı sürprizlerini de umudu da bir arada yaşıyor. Gusin, “ Çocuğum ve Irak için umutlu olmaya çalışıyorum. Ülkeye demokrasi adına gelenler ne yazık ki mezhep farklılıklarının neden olduğu şiddetten başka bir şey bırakmadılar arkalarında. Şii ve Sünni mahalleler duvarlarla birbirinden ayrıldı. Başkent Bağdat gökyüzünün açık olduğu ama yolların ve mahallelerin duvarlarla çevrili olduğu kapalı bir karakola andırıyor” diye konuşuyor.
Tek sahip olduğumuz şey güvendi, onu da kaybettik
Bombalı saldırıda oğlu Raad’ı kaybeden Saad Sadık Muhammed’in tek tesellisi ise oğlundan kendisine emanet kalan torunları Eyman ve Muheyman. Yaşlı gözlerle duvardaki resmi gösteren Muhammed “ babalarına çok benziyorlar” diyebiliyor. Koruma görevlisi olarak çalışan Raad kanlı Çarşamba diye bilinen patlamada hayatını kaybeden yüzlerce ıraklıdan sadece birisi. “Patlama sırasında evdeydik , çok yakın olduğumuzdan patlamanın şiddetiyle evimizin duvarı da yıkıldı. Dışarı oğluma bakmak için çıktığımda kaçışan insanları gördüm. Sağ kalabilenler olayın şokuyla kendilerini evimizin içine atıyordu” diyerek anlatıyor hafızasında kalan kanlı günü. Oğlunun cenazesini 2 gün sonra bir battaniyeye sarılmış durumda tıp fakültesi hastanesinin bahçesinde bulmuş Muhammed . Durumu iyi olmadığı için arkadaşlarından borç alarak cenaze işlemlerini gerçekleştirmiş. “Tek sahip olduğumuz şey güvendi onu da kaybettik, torunlarımı okula gönderirken bile korkuyorum..” diye ekliyor.
Bağdat’ta her evde farklı bir dram yaşanıyor. Şehir son 2 yılda beton bloklarla bombalı eylemlere karşı güvenli hale getirilmeye çalışılırken, Bağdatlılar birbirinden ayrı bölgelerde kapalı karakollarda yaşam mücadelesi veriyor. Şii ve Sünni ayrımının giderek derinleştiği ülkede insanlar birlik ve huzurun özlemini çekiyor. Çiçeklerin ve neşeli insanların sadece beton bloklarda resmedildiği Bağdat sokaklarında eller tetikte bekleyen polis ve askerler ise her an bombalı bir saldırı ile ölebiliriz kaygısını taşıyorlar.

2 comments:

mehmet demirci said...

Kursadim senin su istikrarli calisma anlayisina hayranim. yine harika bir cikarmissin. Burada gormeye alistigim usluptaki haber dosyalarini senin Turkiye'de yapiyor olman cok guzel.

a.akpulat said...

Her fotoğrafın hikâyesi de ayrı bir hüznü barındırıyor hakikatten. Fotoğraflar çok iyi gerçekten de aslında hikâyesini anlatmasan bile kendini anlatıyor bize... Ellerine sağlık.